Battlefield 1 ya da Video Oyunları Gerçekleri Anlatabilir Mi?

battlefield 1

Electronic Arts ve DICE, ekim ayında bizlere yeni FPS oyunlarını sunacaklar. Birinci Dünya Savaşı yıllarını anlatacak olan bu oyunda, tabiatı gereği Osmanlı Devleti de olacak. Çıkışı yaklaştıkça da birçok oyuncu, “ama bu oyun Osmanlı’yı yanlış gösteriyor” yorumlarını yapmaya başlayacak. Peki Battlefield 1 tarihi tamamen doğru şekilde anlatmak zorunda mı?

Video oyunlarını bir edebi eser olarak kabul edersek –bence öyle ama üzerinde tartışmalar hala sürüyor-; edebi eserlerin gerçekle ve tarihle olan ilişkilerine yakından bakmamız, bu eserlerin onlara karşı tutumunun ne olması gerektiğini tartışmamız gerekiyor.

Öncelikle gerçek veya hakikat kelimelerinin anlamlarına eğilmeliyiz. Türk Dil Kurumu, bu iki sözcük için tanımlamayı şöyle yapmış:

Hakikat: Gerçek, gerçeklik, gerçekten.

Gerçek: Yalanı olmayan, doğru olan şey, hakikat. Gerçeklik. Doğruluk. Yalan olmayan. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel...

Aslında burada uzun uzun “nasıl sözlük yapılır?” konusuna da girmek lazım; çünkü TDK’ya göre gerçeğin anlamı hakikat, hakikatın anlamı ise gerçek. Öyleyse biz bu tanımı başka bir tarafa, mantığa göre yapmalıyız. “Mantıkta hakikat, önermelerle ilgili bir nitelik olarak kabul edilir. Bundan ötürü hakikatten söz etmek, bir şeyin doğru ya da yanlış olabileceğinden söz etmek demektir. Olgular kendi başlarına başlarına ne doğrudur ne de yanlış.” (Moran, 1984: 202) Yani tek başına bir ekran kartı doğru ya da yanlış olamaz. “Murat’ın ekran kartı çok hızlı çalışıyor” cümlesi ancak ve ancak içinde bir doğruluk veya yanlışlık barındırabilir. Bir video oyunu içerisinde böylesine önermelere rastlamak ise bir hayli güçtür. Bir simülasyon oyunu bile bunu kendi gerçekliği içinde söylediği için dünveyi bir gerçeklik olarak algılamamız mümkün görünmemektedir. Örneğin; Euro Truck Simulator, içerisinde barındırdığı MAN TGX isimli kamyonun beygir gücünü ya da torkunu size söyleyebilir, bunu size kullandırabilir. Fakat oyuncu, gerçek hayatta MAN TGX’in gerçekten böyle tepki vermeyeceğini ya da kendisi direksiyona geçse süremeyeceğini bilir. Daha doğrusu bilmesi gerekir. O zaman video oyunlarının, bir bilimsel kitapta ya da bir belgeselde sunulan gibi bir gerçekliği sunamadığı, istese de sunmayacağı bilgisine ulaşıyoruz.  Peki video oyunlarının hakikatle hiç mi ilişkisi yoktur?

Edebi eserlerin sundukları hakikat, İ.A Richards’a göre duygusaldır. Murray Kieger ise bunun sezgisel olduğunu söylemiştir. Fakat bu iki görüşün de video oyunları bazında etkili bir çıkarıma ulaşamayacaklarını düşündüğümden, J. Hospers’ın görüşlerinden bahsedeceğim. Hospers, Meaning and Truth in the Arts isimli eserinde, edebi eserlerdeki gerçekliği yine önermesel olduğu; ancak bu önermelerin “insanlar, dünya ve hayat hakkında hakikatler” sunduğu söylemektedir. Ona göre “sanatçı hayata sadık kalmalı, seçilen kişileri hayatta olduğu gibi çizmeli... İnsan hayatındaki tümelleri belirtmeli...”(Moran, 1984: 208)

Video oyunlarında var olabilecek hakikatin, bu gözle ele alınabileceği açıktır. Örneğin; “Battlefield 1’de silahlar, mermi ateşler” önermesi doğruluk iddia edebilir. Fakat “Battlefield 1’de olduğu gibi Mauser 1887 böyle ateş eder” demek bizi yanlışa götürür. Tüm bunlarla birlikte video oyunları içlerinde belirtik ya da örtük hakikatler de barındırabilir. Battlefield 1’de göreceğimiz Sina çölü, gerçekten şu anki haline benziyor olabilir. Böylece ortaya doğru bir önerme çıkarmıştır ve bunu doğrudan doğruya yapmıştır. Keza başka örtük anlamlarla da, o döneme ait detayları ya da bir askerin duygularını aktarabilir. Madem sanat eserleri gerçeği anlatamıyorlarsa, neden kendilerine ait bir evren kurarak, gerçeklikten tamamen kaçmıyorlar? Buraya kadar okuduktan sonra aklınıza böyle bir soru geldiyse, R. Wellek bunu size şöyle açıklıyor: “Bir kere hakikat saygı duyulan bir kavramdır, insanın yaklaşımına bakarak sanata hakikay adına saydı duyduğu ve onu yüce değerlerden birisi olarak gördüğü söylenebilir. Bir yandan da insan sanat eğer ‘hakikatle ilişkili’ değilse, Platon’un biraz da haksızlık yaparak dediği gibi bir ‘yalan’ haline geleceğinden mantık dışı şekilde korkar.” (Wellek, 2013: 39) Bittabi bugüne kadar hep yaşanmış ya da yaşanabilecek konuları ele alan Battlefield serisinin, yine gerçeklikten çıkmadan ya da uzaya gitmeden, kendine ait bir gerçeklikte kalmak isteğinin, Birinci Dünya savaşı temasını seçtirdiği düşünülebilir.

Yani Battlefield 1 özelinde video oyunlarının, isteseler de bir gerçeklik yaratamayacağını anlıyoruz. Yarattıkları gerçeklik, kendi gerçeklikleri olacağından, oyuncuların da buna böyle yaklaşması gerekiyor. Örneğin; Battlefield 1’de “Osmanlı Devleti’ni kraliçe yönetirdi” gibi bir cümle görebiliriz. Bu cümleyi gördüğümüzde, “bu yanlıştır” demek yerine, “Bu Battlefield 1 gerçekliğinde doğrudur” dememiz gerekiyor. Kısaca doğruluk ya da yanlışlık, Battlefield 1’in kendi içerisinde doğru veya yanlış olduğundan, bunu kendi dünyamızdan bakarak yargılamamız mümkün görünmüyor.

Her Şey Kurgunun İçinde

Yukarıda uzun uzun herhangi bir edebi eserin ya da video oyununun, isteseler de bir gerçeklik yaratamayacaklarını ancak ve ancak kendi gerçeklikleri içerisinde bir başka gerçeklik doğurabileceklerini ortaya koymaya çalıştık. Konuyla ilgili bir başka mefhum ise bütün bunların zaten birer kurgu olması. Yani bir kitabı, diziyi, filmi ya da video oyununu belgeselmiş gibi ele almamak gerekiyor.

Yazının başında bahsettiğimiz soruyu bir oyuna yöneltebilmek için oyunun böyle bir iddiada bulunması, bunun için çaba göstermesi icap ediyor. Battlefield 1 örneğindne gidersek; oyunun ismi “Battlefield 1: Birinci Dünya Savaşı’nın Gerçeklerini Anlatan Oyun” olsa, belki oyuna yöneltilen sorular haklı olabilir. Fakat oyunun ismi sadece “Battlefield 1” ve bu sebeple her şeyi kendi kurgusu içerisinde tutuyor. Yani senaristler isteseler Osmanlı Devleti’ni  hiç savaşa girmemiş gibi de gösterebilirler. Bu tarihi bir yanılgı değil; senaristlerin kendi yarattıkları kurgu içerisinde bir tercih olur.

Ülkemizde çok tartışılan bir başka örneği de tartışabiliriz: Muhteşem Yüzyıl. Dizi hiçbir zaman tarihi birebir anlattığını iddia etmemişti. Sadece Kanuni Sultan Süleyman dönemini baz alarak, ortaya yeni bir kurgu çıkarmıştı. Yine de bizim halkımız diziye gerçekmiş gibi yaklaşmış, şehzade ölünce gerçek mahkemelere gerçek davalar açılmış. Dizi tarihi saptırmakla suçlanmıştı. Fakat ortada ne bir belgesel ne de tarihi birebir aktardığını söyleyen bir dizi vardı.

Sorun halkımızın gördüğü her şeye inanması, izlediği her şeyi gerçek sanmasıydı. Hiç kimse onlara dizilerin gerçek olmadığını ya da olamayacağını anlatmamış, buna dair bir cümle bile kurmamıştı. Bittabi ortaya böyle ilginç olaylar çıkmıştı.

Tarih Gerçekleri Anlatabilir Mi?

1980’li yıllardan sonra ortaya çıkan kuramlar, tarihin gerçekliğini de sorgulamaya başladı. Özellikle Yeni Tarihselcilik akımı, direkt olarak tarihin temellerini hedef aldı ve onu sorgulama yoluna gitti. Yeni Tarihselci görüşü savunan Louis Montrose, “tarihin metinselliği, metnin tarihselliği” fikriyle aslında kuramı güzelce özetliyordu. Tarih kitapları da bir metindi ve insanlar tarafından yazılmıştı. Bu sebeple bir romandan farkı olamazdı.

Tarih kitabının yazımı ile bir romanın yazımı arasında çok fark vardır. Güvenilir bir tarih kitabının yazarı, o anda gördüklerini, belirli kurallar ve kalıplar içerisinde, objektif olarak, yaşananlara ortaya koymaya çalışır. Ortaya çıkan metin ise tarihçiler tarafından doğru kabul edilir. Bir başka yöntem ise günümüzden, eskiye ulaşmaktır. Yani 2016 yılında yaşan bir araştırmacının, belgelerle eskiyi anlatmasıdır. Devlet kayıtları gibi araştırma malzemelerini kullandıktan sonra edindiği bilgileri derlemesi ve ortaya bir tarih kitabı çıkarmasıdır. Yeni Tarihselci kuram ise tam buraya bir eleştiri getirmektedir. İşin içine insan girdiğinden ve ortaya bir metin çıkardığından, tarihin yüzde yüz güvenilir olmadığını iddia etmektedir. Örneğin; Bir savaşı anlatacak tarihçi, savaşta yaşanan bir olayı yanlış görmesi sebebi ile kitabına yanlış aktarabilir. Bir araştırmacı, okuduğu metni yanlış anlayarak, yazdığı kitaba aktarabilir. Ve en sonunda biz o tarih kitabını okuyup gerçekleri öğrendiğimizi sanarken, aslında o tarihçinin yanlış gördüğü şeyi öğreniyor olabiliriz.

Tüm bunlara rağmen günümüzde tarih yazımının çok ilerlediğini ve Halil İnancık gibi önemli isimlerin yazdığı kitapları yanlış olarak nitelendiremeyeceğimizi biliyoruz. Yine de ortada çok çok küçük de olsa bir ihtimalin olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor.

Yeni Tarihselcilikten ayrı olarak, Jean Baudrillard yine 1980 sonrası Simülasyon Kuramı ile ön plana çıkan düşünürlerden bir tanesidir. Direkt olarak tarihi sorgulamayan Baudrillard, 1960 sonrasında gördüğümüz her şeyin bir kurmacadan ibaret olduğunu iddia etmiştir. 1960 sonrasında rayından çıkan gerçeklik sonrasında, günümüz insanının bildiği her noktayı gerçeklikten uzak olarak gösteren Baudrillard, bunu bir takım manipülasyonlara bağlamıştır ve şöyle demiştir: “sistemin kendi kendisinin gerçeklik ilkesi kaymış ise, aynı sistemin kendi terimlerini, kavramlarını ve ilkelerini kullanarak herhangi bir çözüm sunma şansı da kalmamıştır.” (Baudrillard, 2010: 250) Tarihçi örneğine benzer şekilde, günümüz insanının bildiği her şeyin birer manipülasyondan ibaret olduğunu söyleyen düşünür, öğrenilen bilgilerin kasıtlı olarak değiştirildiğini ve ortaya bambaşka bir gerçeklik ortaya çıktığını söylemektedir. Haliyle tarih de bundan nasibini almaktadır.

Hem Simülasyon Kuramı hem de Yeni Tarihselcilik üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Anlatmak istediğim tarihin günümüzde sorgulandığını ve yüzde yüz gerçek olamayacağına dair fikirlerin olmasıdır. Yani tarih bile gerçek değilken, bir video oyunu nasıl gerçekleri anlatabilir ya da biz bir video oyunundan nasıl gerçekleri anlatmasını isteyebiliriz.

Sonuç

Yazı Battlefield 1 özelinde olsa bile bütün video oyunları için aynı düşünülebilir. Bir video oyunu, istese de, gerçeklikten bahsedemez. Bahsedebileceği tek gerçeklik, “silah merminin ateşlenmesine yarayan bir alettir” sözünden öteye gidemez. Bunun için bir video oyununun hikayesinden, gerçekleri anlatmasını beklemek abesle iştigaldir.

Bir başka konu ise bunun bir kurgu meselesi olmasıdır. Video oyunları tarih kitabı ya da belgesel olmadığından, senaristlerinin keyfine göre her şeyi anlatabilir. Oyuncu olarak bizler de bunun bir kurgu olduğunu anlamalı, oyunlara ona göre yaklaşmalıyız. “Osmanlı zamanında askerler böyle bir aksanla konuşmazdı” demek yerine, “Osmanlı zamanında askerler böyle konuşmuyor olabilir. Yine de Battlefield 1 böyle bir tercih yapmış demek gerekir.”

Kısaca tarihin bile gerçek olmayabileceği bir noktada, oyuncuların bir video oyunundan, diziden kitaptan ya da filmden birebir gerçekleri beklemesi yanlış olur.

Daha Ayrıntılı Okumak İsteyenler İçin Kaynaklar

Wellek, Rene ve Warren Austin, Edebiyat Teorisi, (çev. Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel), Dergah Yayınları, İstanbul: 2013.

Moran, Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayın Evi, İstanbul: 1981.

Baudrillard, Jean, SİMÜLAKRLAR VE SİMÜLASYON, (çev. Oğuz Adanır), Doğu-Batı Yayınları. İstanbul: 2010.

Battlefield 1
Battlefield 1 1. Dünya Savaşı Temalı FPS Oyunu

Battlefield 1'de Osmanlı Askerleri İlk Kez Göründü

Battlefield 1'den Bir Saatlik Osmanlı - İngiliz Savaşı

İşte Türkçe Seslendirmeli Battlefield 

Konular: Oyun

Battlefield 1 ya da Video Oyunları Gerçekleri Anlatabilir Mi? İçin Yapılan Yorumlar (1)

Battlefield 1 ya da Video Oyunları Gerçekleri Anlatabilir Mi? için Yorum yap ve Puan ver

Üye olmadan yorum gönderebilirsiniz.